TECAVÜZE SESSİZ KALMA

Pis görüşlü, herkesin iki bacağının arasını gözleyen ve her gördüğüne kabaran rezil, iğrenç varlık. Sayısız tecavüz vakası. Kimisi ölüyor, kimisi kendini öldürüyor, kimisi de evlendiriliyor. Evet, tecavüz edenle evlendirileni de gördük! Kadınlar, cinsel obje değil! Kadınlar, sen istedin diye senin olmak zorunda değil! O istemedi, o razı olmadı diye ona dokunamazsın! Alçaksın ve haysiyetsizsin sen! Bunu yapma hakkını sana sen veriyorsun ve kendin zaten batmışsın ve sapıksın. Hatta hastasın. Sevilmeye layık olmayansın. Olamazsın da! Sevmek nedir, saygı nedir, özgür olmak ve özgür bırakmak nedir bilmeyensin. Öğrenememişsin!

Bir kuş kadar özgür olamayan kadınlar var. Takip mi ediliyorum, beni mi izliyor veya yoksa o bakış o bakış mı?… Her günü korkuyla geçen, rahat gezemeyen, telefonda hep ‘155’ hazır bekleyen ve daha nicesi… İğrenç mesajlar ve fotoğraflar gören, numarasını bulabilenin iğrenç telefon tacizleri, gözüne değil de başka bir yerine pür dikkat kesilen!… Niceleri niceleri, niceleri…

Kadının yaşamaya hakkı yok mu? Yaşamaya; rahat dışarı çıkmaya, rahat sosyal medya kullanmaya, rahat güvenmeye… Bu zamanda yok gibi. Kimin yüzünden? Aç ve maymun iştahlı sapıklardan mı? Bunları destekleyen yobazlardan mı? İkincisi daha tehlikeli. Birileri bunları kendine getirmeli. Masum ve zarif kadınlar artık zindan edilmesin bu korkuya ve acıya. Bizzat yakınım olan bir kadın tecavüze uğradı ve yaşadıklarını yazıya dökmeye çalışacağım:

Henüz 19 yaşında. Öyle güzel ki… Hem yüzü hem kalbi. Öyle iyi ki bunu anlatamam. Yardım mı lazım o koşar, derdini mi anlatacaksın, o dinler, yol gösterir, zamanını başkalarına ayırmaktan başka zamanı yoktur. Fark ettiğinde konduramıyor. Çünkü, dayısı! Nasıl kondurur ki insan! En yakını bunu düşünebilir mi? Yazık mı denilir, lanet olsun mu denilir siz söyleyin. Evde kimse yokken. Yedek anahtar yaptırmış ve… Dayak, tehdit, fotoğraflar.. Yazması da ne acıymış! Bunu yaşayan insanı düşünemiyorum. Beyin kanamasından ölmüş adi!

” Bunun önce yaşadığım gerçek mi yoksa kabus mu olduğunu anlamam zorlu ve uzundu. Susmayı tercih ettim ama gün geçtikçe öfkelendim. Sanki yaşadığım değil de susmak daha iğrençmiş gibiydi. Yemek yemedim, uyumadım, dışarı çıkmadım. Sadece her gün yaşamaya çalıştım. Neden sustum, neden konuşmadım? Bunu yaşayanlar susmamalı! Hayatım mahvoldu hemde en güzel döneminde. Erkeklerle konuşmaktan ve aşık olmaktan korkuyorum. Onların yüzüne bile bakmak istemiyorum. Hepsi aynıymış gibi, bu onun yüzünden. Değildir ama bu düşünceden kurtulamıyorum. Üzülüyorum. Ömrüm böyle geçecek. Yalnız ve güvensiz. Kendimi öldürmeyi düşündüğüm zaman o öldü! Bir insanın gidişine ‘iyi ki’ denilir mi? Deniliyor işte. Neden ben diye düşünmemeli insan. Hemen kovmalı bu düşünceleri ve yargıya taşımalı. Yoksa hayatınız bir çöplüğe ve hiçe dönüyor.”