KİMSESİZ VE ÇARESİZ KALMAK

Kimin yok ki? Yemekler yenildiğinde, mutlu günlerinde, kahkahaların atıldığı bir ortamda bulunan ruh dostlukları. Ruh var sadece masada. Kukla gibi oynatıyorlar; ağızlarını, ellerini ve gözlerini. Kalp yok o masada. Kimse dinlemiyor aslında o yalnız insanı. İyiyken iyisin, bir şeyler verirsen iyisin, yaparsan iyisin kısaca. Yedirirsen ‘can dostu’ , güldürürsen ‘neşe kaynağı’, dinlersen ‘dert ortağısın’. Peki ya senin derdin yok mu? Olmaz olur mu? Kim dertsiz ki? Kim çok iyi? Kim en kusursuz?

Bir gün geliyor ve o masa bomboş kalıyor. En çaresiz belki de en ihtiyacın olduğu anda başka masada bulursun onları. Niye? Bitti yeme, gülme. Senin derdin olamaz. Sen dinleyip, ağırlamak zorundasın. Robotsun sen. Robot gibi hissettirirler. Kimsenin kapısını çalamamak ne acı. Nerde o gerçek dostlukları? Puf. Uçmuş gitmiş. Yanarsın. Zamana mı yaptıklarına mı? Sırayla. Sevmediğin, masana almadığın insanlar da vardır. İtiraf et, vardır. Onlar gerçek belki de..

Bittim dediğin an, unutma sen sana yetersin. Bir Yaradan var bu hayatta seni terk etmeyecek. Her şey düzelir. Para da olur, neşen de. Sen yeter ki doğru insanlarla devam et yoluna. Masana aldıkların gerçekten doldursun masanı. Sadece bedenlerle geçmiyor bu boş hayat. Belki çok zor durumdasın ve bunları okuyorsun. Belki de hepsini yaşadın. Ne diyecem biliyor musun? Onlar olmasın zaten. Daha fazla sömürmesinler hayatını. İzin ver bahane varken gitsinler.

Zor ve çaresiz gününde birinin kapısını çalamayacaksan ne kazanmışsın ki? Ne kazandırmışlar? Yoluna girdiğinde her şey ”iyi ki” diyeceksin. İnsanları temizlemek için arada fırsatlar çıkıyor. Sen sorunları temizlerken onlar da aradan çıksın. Gerçekler kalsın yanına. Yalan olan her şey yaralıyor insanı. Özellikle de insan.